Harun Yahya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Harun Yahya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Ağustos 2013 Cumartesi
26 Haziran 2013 Çarşamba
29 Mayıs 2013 Çarşamba
9 Şubat 2013 Cumartesi
KOMÜNİZM BİTTİ DİYENLER YANILIYOR
Komünistler 20. yüzyılda Rus komünizminin yıkılmasını o dönemde Marksizmi, yani komünizmin kurucusu Karl Marx’ın öğretilerini yanlış uygulamalarına bağlıyor, kendi akıllarınca şu an o zaman yaptıkları hataları yapmazlarsa komünist sistemi tekrar canlandırabileceklerine inanıyorlar. Buna inananlar içinde Marksizm'i benimseyen çok sayıda örgüt, düşünce kuruluşu ve sivil toplum kuruluşu da var.
Karl Marx komünizmin doğru ilerleyebilmesi için her toplumun belli evrelerden geçmesi gerektiğini savunur. Marx’a göre halklar önce kapitalizmi yaşamalı, ardından sosyalizme ve sonra da komünizme doğru geçiş yapmalılar. Oysa Rusya'da ve diğer 20. yüzyıl komünist rejimlerinde tarım toplumundan sosyalizme doğru ani bir geçiş olmuştu. Aradaki kapitalist aşama atlanmıştı. Dolayısıyla Marksistlerin mantığına göre bu rejimlerin başarısızlığı doğal kabul ediliyordu. Şu an komünistlere göre bu ülkelerin kapitalizmi benimsemesiyle birlikte, Marx'ın sözünü ettiği "kapitalist aşama" yaşanacak ve ardından sosyalizm daha kalıcı ve güçlü olarak geri gelecek. İşte bu nedenle tüm komünistler pusuda, kapitalizmin dünyaya hakim olduğu bu anı beklemişlerdir ve bekliyorlar.
Lenin’in ünlü bir taktiği vardır. Bir adım ileri, iki adım geri. Bu taktiğe göre hedeflerine ulaşmak için komünistler birkaç geri adım atarak sanki hedeflerinden uzaklaşmış gibi görünürler, gerçekte ise bu bir taktiktir ve beklemektedirler.
Lenin bu durumu şu sözlerle ifade etmiştir:
Bir adım ileri, iki adım geri... Bireylerin yaşamında, ulusların tarihinde ve partilerin gelişmesinde böyle şeyler olur. Ama devrimci sosyal-demokrasi ilkelerinin, proletarya örgütünün ve parti disiplininin ENİNDE-SONUNDA TAM ZAFER KAZANACAĞINDAN KUŞKU DUYMAK, ALÇAKLIĞIN EN CANİCESİ OLUR. (Viladimir İliç Lenin, Bir Adım İleri, İki Adım Geri, Çev. Yurdakul Fincancı, Sol Yayınları, Mart 1979, Dördüncü Baskı, s. 267)
Lenin’in sözlerinden de anlaşılacağı gibi bir komünist -Allah’ın dilemesi dışında- komünizmden asla vazgeçmez ve eninde sonunda başarılı olacağına inanır. Komünistler şu an sadece bir geri adım atmışlardır ve komünist sisteme geçmek için uygun bir dönem bekliyorlar. Onlara göre bu uygun dönem, tüm dünyada kapitalizmin en fazla yaygınlaştığı dönem olacak. Komünistler vahşi kapitalizmi uygulayan devletler içinde bir kapital kavgası yaşanmasını ve insanların manevi değerlerinden daha çok maddiyata düşkünlük göstererek, böylelikle dinden iyice uzaklaşacakları anı beklerler. İnsanların dini, ahlakı, manevi değerlerden uzaklaşmaları komünist toplumlar için gereken ilk şarttır, bu da kapitalist sistem tarafından meydana getirilecektir. Bundan sonra pusuda bekleyen komünistlere düşen görev, kapitallere el koymak, burjuvayı etkisiz hale getirmek, aile ve devleti ortadan kaldırmak olacaktır. Komünistler inancını ve ahlaki değerlerini büyük ölçüde yitirmiş amaçsız bir toplum üzerinde bu ideallerini gerçekleştirmenin son derece kolay olacağı inancındadırlar.
Günümüzde Dünya üzerinde yaşanan sistem tam da komünistlerin istediği ve beklediği şekilde gelişiyor. Kapitalizm tam olarak uygulanıyor. Maddiyata olan düşkünlük gerçekten de insanları manevi ve ahlaki değerlerden uzaklaştırarak din ahlakından uzak, amaçsız toplumlar yetişmesine sebeb oluyor. Örneğin Rusya’da şu anda komünistler, kendilerince, kapitalizmden komünizme geçiş sıralamalarının bozulmasından kaynaklanan bir düzenleme yapıyorlar. Bu nedenle Rus halkını mafyanın eline verdiler ve klasik bir kapitalizmin yaşanmasına ortam hazırlıyorlar. Kurdukları bu sistemle halkı yoğun olarak ezdirip, onlara adeta "başka çözüm yok, tek çözüm komünizm" dedirtmeye çalışıyorlar.
Rusya’da iktidar ve bürokrasi kadrolarının tümü, eski komünistlerden oluşuyor. Diyalektik materyalizm ile eğitilmiş bu kişiler, komünizm hayallerinden vazgeçmiş değiller. Aksine komünizmin kapitalist safhadan geçmesi gerektiğine inananlar, "komünist" olmanın bir gereğini yerine getirmek için kapitalizmin yaşanmasına seyirci kalıyorlar.
Sadece Rusya’da değil, tüm dünyada bu durum geçerli. Avrupa’da neredeyse tüm ülkelerde komünist partiler varlıklarını sürdürmekte, hatta bir kısmı oldukça yüksek oylar almaktadırlar. Eski Doğu Bloku ülkelerinin hemen hepsinde eski komünist kadrolar tarafından yönetilen sosyalist partiler var. Komünist yazarlar, sanatçılar sessiz de olsa bir kenarda alttan alta komünist düşünceyi insanların bilinç altlarına yerleştirecek mesajlar veriyorlar. Aslında değişen hiçbir şey yok. Onlar sadece Marx’ın öğütlerine uyarak kapitalizmin kendilerine ortam hazırlamasını sabırla bekliyorlar.
Komünistlerin en fazla işlerine gelen şey de, şu an tüm dünyayı sarmış olan ekonomik kriz. Kısa bir süre öncesine kadar, ekonomik ve demokratik yapının zarar görmeyeceğine dair bir inanç varken, bir anda tüm dünyayı büyük bir ekonomik krizin sarması, insanların siyasi eğilimlerinin yanı sıra, hayata bakış açılarını da büyük ölçüde değiştirdi. Bu komünistler için önemli bir fırsattır. 1929'da yaşanan Büyük Buhran sonucunda da tüm dünyada büyük bir ekonomik kriz meydana gelmiş, bu da Avrupa'daki komünist ve faşist partilerin popülaritesini bir anda artırmıştır. Kömünistler Büyük Buhran'ı "kapitalist sistemin çöküşü" olarak yorumlarken halkları çok daha kolay etkileme imkanı elde etmişler ve insanları çözümsüzlük içinde tek yolun komünizm olduğunu kabul etmek zorunda bırakmışlardı.
Bu tehlike şimdi de söz konusu. Pusuda bekleyen tüm eski kuşak komünistler, onların yetiştirdikleri yeni komünist gruplar ve komünist gençler, böyle bir ekonomik krizden faydalanmanın peşindedirler. Dolayısıyla içinde yaşadığımız şu yıllar, komünizm tehlikesinin tekrar dünya siyasetinde etkin bir konum kazanması için son derece elverişlidir. Komünist partilerin büyük bir kısmı ekonomik krizi, ülkeleri komünist batağın içine çekebilmek için hayati bir fırsat olarak göstermeye çalışıyorlar.
Dünya, geçmiş yüzyıllarda insanlara çok büyük acılar yaşatan ve hala da yaşatmaya devam eden komünist terör belasından kurtulmak istiyorsa, geniş çapta anti-komünist ve anti-materyalist ilmi bir çalışmanın yapılması şarttır. Komünizmin temeli Darwinizmi, yalnızca doğa olaylarıyla sınırlandırılmış bir teori olarak görenler, karşı karşıya oldukları tehlikenin farkında değiller. Şu an PKK terör örgütünün yöntemi, Stalin’in, Lenin’in, Mao’nun, Pol Pot’un Darwinizm’in ideolojik gereklerini uygularken kullandığı yöntemin aynısı.
Darwinist bela durdukça, komünist bela da varlığını sürdürmeye devam edecektir. Beladan kurtulmak için tek ve en önemli şart bir an önce Darwinizm’in fikren yok edilmesidir.
--------------------------------------------------------------------
NEDEN YAŞLANIRIZ?
Bunu anlatmamın nedeni şu;
Vücudun yanlızca %0’1’lik bir kısmını oluşturan üreme hücreleri dışında insan vücudundaki tüm hücreler her 12 yılda bir tamamen yenilenir. Bu sizin artık 12 yıl önceki insan olmadığınız anlamına geliyor. Karaciğeriniz artık aynı karaciğer değil, mideniz, böbreğiniz, kalbiniz aynı değil, damarlarınız ve damarlarınızdan akan kan da aynı değil. Organlarınızın tamamı yenilenen hücre ve moleküller sayesinde değişti.
Bu değişimin olabilmesi için bedende sürekli bir inşaya ihtiyaç vardır. İşte bu inşanın görevlileri metabolik enzimlerdir. Metabolik enzimler sindirilmiş 45 temel besini alırlar ve kaslara, sinirlere, darmarlara, kana ve organlara dönüştürürler.
Bu enzimler tüm yaşam boyunca hiç durmaksınız aynı işlemleri tekrar ederler. Ancak canlı cansız herşey gibi onların da belli bir ömürleri vardır. Biz yaşadıkça bu enzimlerde git gide azalırlar. Bu metabolik enzimlerin vücutta azalmalarının ve görevlerini eskisi gibi yapamamalarının bir adı vardır; YAŞLILIK.
Yaşlılık aslında bir insanın ne kadar uzun yaşadığı ile ilgili değildir. Yaşlılık bir insanın dokularının bir arada olup olmaması ile ilgilidir. Bu dokular da, her hücrenin metabolizması da hücrede bulunan enzim miktarına bağlıdır. Enzimler ne kadar fazla ve ne kadar işlevsel ise, insanın metabolizması yani kendisi de o kadar gençtir.
İnsan ne kadar sağlıklı beslenirse beslensin, ne kadar vitamin ya da gençleştirici ilaçlara sarılırsa sarılsın, bunlar etkili ve faydalı olmakla birlikte, hücrelerin bir düzen içerisinde ölmelerinin ve yenilenemeyen organların artık işlevlerini kaybetmelerinin önüne geçemezler. Yaşlılık kaçınılmazdır ve bedeniniz yavaş yavaş sizi terk edecektir.
Enzimler insanın yaşamını sürdürmesine vesile olan yapıştaşlarıdır ama unutmamak gerekir ki enzimler ne akla, ne de şuura sahip olmayan birer proteindir. Metabolizma diye anlattığımda bu proteinlerin işleyişidir. Ancak yaşamımız şuursuz varlıkların elinde değildir. İnsanla birlikte insana ait bütün sistemleri yaratan Allah’tır ve bu sistemler an an Allah’ın ilhamıyla çalışırlar. İnsan bedeni, hücre, enzim, metabolizma tamamı Allah’ın kontrolündedir. Yaşamımız ancak Allah’ın elindedir. Bize can veren Allah’tır, dilediğinde bu canı alacak olan da Allah’tır.
-------------------------------------------------------------------------------
EVRİMCİLER NEDEN DİNOZORLARA DÖRT ELLE SARILIRLAR
Darwinistler sürüngenlerden kuşlara geçişin atası olduklarını iddia ettikleri dinozorların kemiklerini alırlar ve bu kemikler üzerinde istedikleri gibi spekülasyon ve yanlış anlatım yaparlar. Dinozorların pullarının tüye dönüştüğünü, kanatlarının kendiliğinden oluştuğunu söylerler hatta yerde yaşayan bu sürüngenlerin bir anda uçmaya başlamasıyla ilgili masallar anlatırlar.
Ne de olsa bu yanlış anlatımları okuyan halk, fosilin gerçek niteliğinden haberdar değildir. Ve ne de olsa, dinazorlar şu an yaşamıyor ve kimsenin dinozorlar üzerinde bu anlatıları test etme imkanı yok. Durum böyle olunca da Darwinistler adına bilim diyerek istedikleri anlatımı yapabiliyorlar. Daha doğrusu yapabileceklerini zannediyorlar ama yanılıyorlar.
Çünkü artık insanlar Darwinizm aldatmacasına karşı daha bilinçliler. Yalan yanlış evrim haberlerine eskisi gibi körü körüne inanmıyorlar ve araştırıp gerçekleri görmek istiyorlar. …
Darwinistlerin yanlışlarına en iyi örneklerden bir tanesi Coelacanth’tır. Evrimciler soyunun tükendiğini düşündükleri bu balığın sudan karaya geçiş aşamasının ispatı bir canlı olduğunu iddia ederken aslında Coelacanth’ın hala yaşadığından habersizdiler. O nedenle bu balık üzerinde türlü anlatımlar yaptılar. Fakat daha sonra balığın günümüzde hala yaşadığı ve 100 milyonlarca yıllık fosilleri ile aynı yapıya sahip olduğu görülünce evrimciler her zamanki gibi ağır bir hezimete uğradılar.
Evrimcilerin dinozor fosilleri üzerinde yaptıkları yanlış anlatımlar Coelacanth üzerinde yaptıklarından farksızdır. Darwinistler soyu tükenmiş olan ve kuşlardan tamamen farklı yapıda sürüngenler olan dinozorların kuşların atası olduğunu iddia ederler. Hatta daha da ileri giderler ve dinozorların birer ara geçiş formu olduğunu söylerler. Bu iddiaların tek nedeni dinozorların soyunun tükenmiş olmasıdır.
Darwinistlerin yanlış, bir o kadar da komik iddialarına göre dinozorlar karşı cinslerine kur yapmak için kanat edinmişler, kanatlarıyla sinek yakalamaya çalışırken (evrimciler mükemmel uçucu sineğin orada nasıl bulunduğu konusunda tabii ki bir açıklık getiremezler) uçmaya başlamışlar ve bugünkü mükemmel yapıdaki kuşlar haline gelmişlerdir.
Darwinistlerin bu komik safsatalarına bilimsel bir kaç cevap;
-Dinozorlar mükemmel yapıda bir sürüngen familyasıdır. Çok büyük canlılardır. Bu canlıların son derece farklı özelliklere sahip kuşlara dönüşmesi imkansızdır.
- Evrimcilerin iddia ettiği gibi dinozorlar zaman içerisinde kanatlanıp kuş oldularsa yer yüzü katmanlarında milyonlarca yarı dinozor yarı kuş fosillere rastlanması gerekiyor. Oysa bu durumu ispatlayacak değil milyonlarca bir tane bile fosil yok. Evrimcilerin ara geçiş formu olarak iddia ettikleri fosiller ya tam kuştur, ya da tam dinozor.
- Örneğin ara geçiş formu olarak iddia ettikleri Archaeopteryx isimli kuşun mükemmel bir uçucu kuş olduğu kesin ve bilimsel delillerle ortaya çıkarılmıştır.
- Darwinistlerin dinozordan kuşa hayali geçişin olduğu iddia ettikleri dönemde yaşayan mükemmel uçucu kuş fosili bulunmaktadır. Yani Darwinistlerin daha kuşların oluşma aşamasında olduğunu iddia ettikleri dönemde aslında kuşlar bugünkü mükemmel halleriyle zaten hayattaydılar.
Evrimcilerin son sahte delillerinden biri "kuşların atası" olarak tanıtılan Tyrannosaurus isimli bir dinozor fosilidir. 2003'te ABD'de bulunan bu fosil "dinozorlarla kuşlar arasında evrimsel bir bağ olduğu" iddiasıyla duyurulmuştur. Oysa, bu dinozor fosili 68 milyon yıllıktır. Başka bir kuş fosili olan Conficusiornis ise 120 milyon yıllıktır. Bu fosiller, dinozordan milyonlarca yıl önce yeryüzünde kuşların yaşadığının ispatıdır. Dolayısıyla kuşların dinozorlardan evrimleşmesi söz konusu değildir.
- Darwinistlerin dinozorlar üzerinde “tüy” dedikleri yapıların tümünün canlının üzerindeki zar katmanlarının fosilleşmiş hali olduğu ortaya çıkmıştır. Darwinistler, bu yorumlarla insanları yıllarca yanlış bilgilendirmişlerdir.
- Birer sürüngen olan dinozorların soğukkanlı oluşu, pullara sahip oluşları, iki ayaklı asimetrik bir yürüme şekli ile hareket etmeleri ve bunun gibi olağanüstü derin farklar, dinozor-kuş hayali evrimini imkansız kılmaktadır.
- Evrimciler bu konudaki yanlış anlatımlarını çok daha ileri aşamaya taşırlar ve küçük boydaki dinozorları hayali ara geçişe delil gösterilmeye çalışılır. Oysa bu fosillerin kemik yapıları incelendiğinde anlaşılır ki, bunlar aslında yavru dinozorlardan başka bir canlı değildir.
Dinozorların sürüngenken birden kanatlanıp kuş olduğu iddiası hiçbir bilimsel kanıtı olmayan aldatmacalardan bir tanesidir. Dinozorlar şu an soyları tükenmiş, geçmişte yaşamış, iri yapılı tam teşekküllü canlılardır. Darwinistler yüzyıllardır türlü anlatımlarla evrim olduğunu ispatlamaya çalışsalar da her seferinde bilim tarafından yenilgiye uğrarlar. Eski taktileri artık hiçbir işe yaramadığı gibi yüz milyonlarca yaratılışı ispatlayan fosilin yanında bir tane bile canlılarda evrimin olduğunu ispatlayan ara geçiş formu fosilinin olmaması da teorilerini bilimsel olarak yerle bir eder.
.........................................................................................................................
ŞEHİTLİK ALLAH’IN EN BEĞENDİĞİ MAKAMLARDAN BİRİSİDİR
Onlar, kendileri oturup kardeşleri için: "Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi" diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse." (Al-i İmran Suresi, 168)
Ancak Allah, Al-i İmran Suresi 169. ayetinde “Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın. Hayır, onlar, Rableri Katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.” diye söylüyor. Burada Allah, Kendi yolunda hayatını yitirenlere yani canımız şehitlerimize ölü demeyi yasaklıyor. Onların Rableri katında diri olduklarını ve güzel nimetlerle rızıklandırıldıklarını söylüyor. Hatta Kuran, şehitlerin Allah katında sevinç içinde olduklarını bildiriyor.
Allah'ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki, onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir. (Al-i İmran Suresi, 170)
Canlarımız Rablerinin yanında hep sevinç içindeler. Sürekli neşeliler, ne herhangi bir şeye üzülüyorlar, ne ızdırap duyuyorlar, ne de sıkıntı hissediyorlar, sürekli sevinç içindeler. Hatta “Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara” yani diğer efelere, koç yiğitlere “müjdelemeyi isterler” bulundukları ortamı.
Şehitler böyle bir ortamda Rableri yanında sevinç içindeyken arkalarında kalanlarında onlar için aynı sevinci yaşamaları gerekir. Allah şöyle bildiriyor;
“De ki: “Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? ...” (Tevbe Suresi, 52)
Allah şehitlik için iki güzellikten birisi diyor. Allah şehitliğin güzel olduğunu söylerken, Allah şehitlik makamını överken şehidin arkasından üzülmek, ağlamak olmaz. Zaten Müslüman başına gelen her zorluğa karşı Allah’a tevekkül etmekle yükümlüdür, kaldı ki şehitlik Allah’ın sevdiği bir makamdır. Onlar vatanları için gözlerini kırpmadan genç yaşlarında hiç arkalarına bakmadan şehit olmayı kabul etmişler ve karşığında da Allah katında nimetler içindeler. Bu nedenle canlarımızın şehit olmasına ağlamak değil, iki güzellikten birisine kavuşan yiğitlerimiz için sevinmek makbuldür.
.........................................................................................................................
BÜYÜK İSLAM ALİMİ BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİ KOMÜNİZM İLE MÜCADELENİN YÖNTEMLERİNİ ANLATMIŞTIR
Geçtiğimiz yüzyıla acılar ve yıkımlar getiren komünizm tehlikesi günümüzde de hala devam etmekte ve dünyayı ve ülkemizi tehdit etmektedir.
Hicri 13. asrın müceddidi büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi bu sapkın ve tehlikeli ideolojiyle nasıl mücadele edilmesi gerektiğini Risalelerinde detaylı olarak tarif etmiş, çözümün Kuran’da ve ittihad-ı İslam’da olduğunu bildirmiştir.
MADDİYUNLUĞA KARŞI TEK ÇARE KURAN’IN HAKİKATLERİNE SARILMAKTIR
ŞİMDİ BU ZAMANDA EN BÜYÜK TEHLİKE OLAN ZINDIKA VE DİNSİZLİK VE ANARŞİLİK VE MADDİYUNLUĞA KARŞI YALNIZ VE YALNIZ TEK BİR ÇARE VAR. O DA KUR'ÂN'IN HAKİKATLERİNE SARILMAKTIR. Yoksa koca Çin'i az bir zamanda komünistliğe çeviren musibet-i beşeriye, siyasî, maddî kuvvetlerle susmaz. Yalnız onu susturan hakikat-i Kur'âniyedir.
Rehber Risalesindeki Leyle-i Kadir meselesi, şimdi hem Amerika, hem Avrupa'da eseri görülüyor. Onun için, şimdiki bu hükûmetimizin hakikî kuvveti, hakaik-i Kur'âniyeye dayanmak ve hizmet etmektir. Bununla, ihtiyat kuvveti olan üç yüz elli milyon uhuvvet-i İslâmiye ile ittihad-ı İslâm dairesinde kardeşleri kazanır. Eskiden Hıristiyan devletleri bu ittihad-ı İslâma taraftar değildiler. Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için, hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kur'ân'a ve ittihad-ı İslâma taraftar olmaya mecburdurlar. (Emirdağ Lahikası, S. 297)
ÇÖZÜM İTTİHAD-I İSLAM'DIR
Şimdi milletin arzusuyla şeâir-i İslâmiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratlar, hem mevkilerini muhafaza, hem vatan ve milletini memnun etmek ÇÂRE-İ YEGÂNESİ, İTTİHAD-I İSLÂM CEREYANINI KENDİNE NOKTA-İ İSTİNAD YAPMAKTIR. Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasetleri ve menfaatleri buna muarız olmakla mâni olurdular. Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil, belki muhtaçtırlar.ÇÜNKÜ KOMÜNİSTLİK, MASONLUK, ZINDIKLIK, DİNSİZLİK, DOĞRUDAN DOĞRUYA ANARŞİSTLİĞİ İNTAÇ EDİYOR. VE BU DEHŞETLİ TAHRİP EDİCİLERE KARŞI ANCAK VE ANCAK HAKİKAT-I KUR'ÂNİYE ETRAFINDA İTTİHAD-I İSLÂM DAYANABİLİR. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi, bu vatanı istilâyı ecanipten ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur. Ve bu hakikate binaen, Demokratlar bütün kuvvetleriyle bu hakikate istinad edip komünist ve masonluk cereyanına karşı vaziyet almaları zarurîdir. (Emirdağ Lahikası, S. 271)
KURAN’IN HAKİKATLERİ KOMÜNİZME KARŞI SEDDİ ZÜLKARNEYN OLUR
Bana dediler ki: "Din propagandasını yapan dindarların serbestiyet kanunu geri kalmış. Fakat solcular hakkındaki kanunu tâcil edip (acele edip hızlandırma) tasdik etmişler."
Kalbime geldi ki: Bu vatan ve İslâmiyetin maslahatı, her şeyden evvel dindarların serbestiyeti hakkındaki kanunun hem tâcil (acele edip hızlandırma), hem tasdik ve hem de çabuk mekteplerde tatbik edilmesi elzemdir. Çünkü bu tasdikle Rusya'daki kırk milyona yakın Müslümanı, hem dört yüz milyon âlem-i İslâmın mânevî kuvvetini bir ihtiyat kuvveti olarak bu vatana kazandırmakla beraber, KOMÜNİSTİN MÂNEVÎ TAHRİBATINA KARŞI şimdiye kadar Rusun, Amerika ve İngilize karşı tecavüzünden ziyade bin senelik adavetinden dolayı en evvel bize tecavüz etmesi adavetinin muktezası iken, O TECAVÜZÜ DURDURAN, ŞÜPHESİZ HAKAİK-İ KUR'ÂNİYE VE İMANİYEDİR. ÖYLEYSE, BU VATANDA HER ŞEYDEN EVVEL O ACİP KUVVETE KARŞI HAKAİK-İ KUR'ÂNİYE VE İMANİYEYİ BİLFİİL ELDE TUTUP DİNSİZLİĞİN ÖNÜNE KUVVETLİ BİR SEDD-İ ZÜLKARNEYN GİBİ BİR SEDD-İ KUR'ÂNÎ YAPILMASI LÂZIM VE ELZEMDİR.
Çünkü dinsizlik Rusu, şimdiye kadar yarı Çin'i ve yarı Avrupa'yı istilâ ettiği halde, bize karşı tecavüz ettirmeyip tevkif ettiren, hakaik-i imaniye ve Kur'âniyedir. Yoksa, Rusların tahribat nevinden mânevî kuvvetlerine karşı adliyenin binden birine maddî ceza vermesiyle; serserilere ve fakirlere, zenginlerin malını peşkeş çeken ve hevesli gençlere ehli namusun kızlarını ve ailelerini mübah kılan ve az bir zamanda Avrupa'nın yarısını elde eden bir kuvvete karşı, ancak ve ancak mânevî bombalar lâzım ki, o da hakaik-i Kur'âniye ve imaniye atom bombası olup o dehşetli solculuk cereyanını durdursun. YOKSA, ADLİYE VASITASIYLA YÜZDEN BİRİNE VERİLEN MADDÎ CEZA İLE BU KÜLLÎ KUVVET TEVKİF EDİLMEZ. (Emirdağ Lahikası, S. 310)
Üçüncü mesele: Şimdi küfr-ü mutlak, öyle cehennem-i mânevî neşrine çalışıyor ki, kâinatta hiçbir kâfir ona yanaşmamak lâzım geliyor. Kur'ân'ın "rahmeten lil'âlemîn" olduğunun bir sırrı budur ki: Nasıl Müslümanlara rahmettir; âhirete iman, Allah'a İmân ihtimalini vermesiyle de, bütün dinsizlere ve bütün âleme ve nev-i beşere rahmet olmasına bir nükte, bir işarettir ki, o mânevî cehennemden dünyada da onları bir derece kurtarmış. HALBUKİ ŞİMDİ FEN VE FELSEFENİN DALÂLET KISMI, YANİ KUR'ÂN'LA BARIŞMAYAN, YOLDAN ÇIKMIŞ, KUR'ÂN'A MUHALEFET EDEN KISMI, KÜFR-Ü MUTLAKI KOMÜNİSTLER TARZINDA NEŞRE BAŞLADILAR. Komünistlik perdesinde anarşistliği netice verecek bir surette münafıklar, zındıklar vasıtasıyla ve bazı müfrit dinsiz siyasetçiler vasıtasıyla neşir ile aşılanmaya başlandığı için, şimdiki hayat, dinsiz olarak kabil değildir, yaşamaz. "Dinsiz bir millet yaşamaz" hükmü bu noktaya işarettir. Küfr-ü mutlak olduğu zaman, hakikat-i halde yaşanmaz. Onun için, Kur'ân-ı Hakîm, bu asırda bir mucize-i mâneviyesi olarak Risale-i Nur şakirtlerine bu dersi vermiş ki, küfr-ü mutlaka, anarşistliğe karşı sed çeksin. Hem çekmiş. EVET ÇİN'İ, HEM YARI AVRUPAYI VE BALKANLARI İSTİLÂ EDEN BU CEREYANA KARŞI BİZİ MUHAFAZA EDEN KUR'ÂN-I HAKÎMİN BU DERSİDİR Kİ, O HÜCUMA KARŞI SED ÇEKMİŞ, BU SURETLE O TEHLİKEYE KARŞI ÇARE BULMUŞTUR.Demek bir Müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, ya Hıristiyan ve Yahudi, hususan bolşevik gibi olmak... Çünkü, bir İsevi, Müslüman olsa, İsâ Aleyhisselâmı daha ziyade sever. Bir Mûsevî, Müslüman olsa, Mûsâ Aleyhisselâmı daha ziyade sever. Fakat bir Müslüman, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine girmez, anarşist olur; ruhunda kemâlâta medar hiçbir hâlet kalmaz. Vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye bir zehir olur. (Emirdağ Lahikası, S. 457-458)
KOMÜNİZMLE MÜCADELEDE ORTA YOL OLMAZ
Küfür ile İmân ortası yoktur. BU MEMLEKETTE İSLÂMİYETE KARŞI KOMÜNİST MÜCADELESİ ORTASI OLAMAZ. Sağ ve sol, ortası, üç meslek icap ettirir. Eğer İngiliz, Fransız deseler hakları var. "Sağ İslâmiyet, sol komünistlik, ortası da Nasraniyet" diyebilirler. Fakat bu vatanda, küfr-ü mutlaka karşı İmân ve İslâmiyetten başka bir din, bir mezhep olamaz.Olsa, dini bırakıp komünistliğe girmektir. Çünkü hakikî bir Müslüman hiçbir zaman Yahudi ve Nasranî olamıyor. Olsa olsa dinsiz olup tam anarşist olur. (Emirdağ Lahikası, S. 301)
KOMÜNİZME KARŞI KİTAPLARLA MÜCADELE ÖNEMLİDİR
KOMÜNİZME KARŞI NEŞRİYAT YOLUYLA MÜCÂDELE ÇOK ZARÛRİDİR. Ve Demokratlar tüzüklerinde buna yer vermiştir. İnşaallah, bu gibi İslâmî faaliyetlerle, Türklere karşı çalışan komünistler, farmasonlar ve başkaları mahvolacak ve istikbâlde Türkiye eski makamına terakkî edecek... (Tarihçe-i Hayat, S. 620)
14 Ekim 2012 Pazar
10 Ekim 2012 Çarşamba
Didem Rahvancı: KAÇSANIZDA ÖLÜM SİZİ BİR GÜN MUTLAKA BULACAKTIR
Bugün olmasa bile bir gün mutlaka öleceğiz. Bizde, bildiğimiz, sevdiğimiz insanlar da ölecekler. Bundan 100 sene sonra Dünya üzerinde tanıdığımız yaşayan hiç kimse kalmayacak.
İnsanlar sabah yataklarından kalktıklarında hem o güne, hem de hayatlarının geri kalanına yönelik akıllarında çok fazla planla uyanırlar. Ama ölüm bu planların içinde değildir. Oysa bu planların bir çoğu gerçekleşmeyebilir ama ölüm kesin olarak gerçekleşecektir.
Sonunda istediği işe girmeye hak kazanmış birisi işe giderken, senelerce çalışıp nihayet istediği üniversiteyi kazanan bir öğrenci okul yolunda ya da yeni evli bir çift düğün dönüşünde beklemedikleri bir trafik kazasında aniden ölebilirler. Bir iş adamı şehir dışındaki toplantısına yetişmek için uçağı tercih eder ama uçak düşebilir, hatta daha havaalanına ulaşmadan ani bir kalp krizi geçirebilir.
Boğazınıza takılan küçük bir lokmadan, bir elektrik kaçağından, bir anda düşüp kafanızı çarpmanızdan, çeşitli hastalıklardan, damarlarınızda dolaşan küçük bir pıhtıdan dolayı aniden ve hiç beklemediğiniz bir anda planladığınız hiç bir olayı gerçekleştiremeden ve bir daha da gerçekleştiremeyecek şeklide yarıda bırakarak yaşamınızı yitirebilirsiniz. Planlanan herşey Dünya’da kalır ama siz kendinizi bir anda ahirette bulursunuz.
Peki ahiretiniz için hiç plan yaptınız mı?
Ölümü asla düşünmek istemeyen, konusunun bile açılmasından kaçınan, sadece Dünyaya yönelik planlar ve programlar içinde olan insanlar, hiçbir zaman ölmeyecekmiş gibi bir yaşam sürdürürler. Ölümden ve ölümü hatırlamaktan sürekli kaçarlar. Oysa Allah’ın Cuma Suresi 8. ayetinde de bildirdiği gibi insan ne kadar kaçarsa kaçsın ölümle kesin buluşacaktır.
De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)
İnsanların çok büyük bir kısmının ölümü düşünmek istememelerinin nedeni sürekli daha iyi ve rahat bir yaşama sahip olmak için çabaladıkları Dünya’yı gerçek yurt zannetmeleridir. Oysa Dünya hayatı çok geçicidir. Dünyada bir insan en fazla 100 sene bile yaşasa ahirette ki sonsuz hayatla kıyaslandığında Dünya sadece bir göz açıp kapama süresi kadardır.
İlkokula başladığınız günü düşünün, o seneler hiç bitmeyecekmiş gibi gelirken, kendinizi birden ortaokul sıralarında bulursunuz. Sonra bir bakarsınız üniversiteden mezun olmuşsunuz. Yıllar o kadar çabuk geçer ki çok kısa bir süre içerisinde evlenip, çocuk hatta torun sahibi yaşlı bir insan olursunuz ve hayatınız boyunca geçen her dakika ölüme biraz daha yaklaşırsınız. Ancak ölüm hiçbir zaman bir son değildir. Ölüm insanın sonsuz ahiret hayatının başlangıcıdır. Sonsuz cennetinin ya da sonsuz cehenneminin.
Allah Dünyayı bir imtihan yeri olarak yaratmıştır. Kimin daha iyi işler yapacağını ve kimin kendisine daha iyi bir kul olacağını denemek için. Allah Kuran’da cenneti ve cehennemi de bütün detayları ile tarif etmiş kendisine uyan salihleri sonsuza kadar cennetle müjdelerken, kendisine başkaldıran ve emirlerini yerine getirmeyen inkarcılara da cehennemi vaad etmiştir. Dünya asla geçici bir kaç heves için cenneti bırakıp cehennemin tercih edileceği bir yer değildir. Çünkü Allah’ın ayette de bildirdiği gibi ahiret dünyadan çok daha hayırlıdır.
Hayır, siz dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir. (A'la Suresi, 16-17)
Dünya hayatı ancak bir oyundur, tutkulu bir oyalanmadır, bir aldanıştır.
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir .vünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)
Gerçek olan, sonsuz olan, hiç bitmeyecek olan ahirettir, cennettir, cehennemdir.
Allah Al-i İmran Suresi 2. ayetinde “Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.” diye buyuruyor. İşte Müslümanın hedefi her zaman için Allah’ın rahmetini, rızasını ve cennetini kazanmaya çalışmaktır. O nedenle Müslüman Dünya için planlar yaparken, ahireti asla unutmaz ve Dünyadaki planlarını da ancak ahireti için hayırlı olacağını düşünüyorsa yapar. Müslüman Allah’ın varlığını, birliğini, herşeyi kontrolü altında tuttuğunu ve dilediği anda kendisinin canını alabileceğini unutmaz. Her an ölecekmiş gibi yaşar. Her an ölecekmiş gibi yaşamak cahiliye toplumlarındaki bazı kişilerin inançları gibi ‘her an ölebiliriz, Dünyaya bir kere geliyoruz tadını çıkaralım’ demek değil, ‘her an ölebiliriz, vicdanımızı sonuna kadar kullanıp Allah rızası için yaşayalım ve Allah’ın beğeneceği bir kul olalım’ demektir.
Ölüm gerçeği Dünya’daki herşeyden çok daha önemlidir. İnsan hayatta karşılacacağı muhtemel bütün olaylar için nasıl plan yapıyorsa, ölüm ve ahiret içinde plan yapmalıdır. Çünkü insan öldüğü anda kendisini yapayanlız olarak Rabbinin huzurunda bulacak, dünya hayatında yaptığı herşeyin hesabını verecektir. Öldükten sonra artık Dünya’ya tekrar dönüş imkanı, hatalarını telafi etme ihtimali Allah’ın izniyle yoktur. O nedenle Allah bize can ve imkan vermişken, her en ölebileceğimizi hiç unutmadan Allah’ın sevdiği, cennetine layık gördüğü kullarından olmaya gayret edelim. Belki de bu yazı Allah’ın bize son uyarısırıdır.
5 Ekim 2012 Cuma
Didem Rahvancı: İSLAM DİNİ KOLAYLIK DİNİDİR...
Allah’ın Kuran’da insanlara emrettiği güzel ahlak da aslında insanın fıtratına en uyan, en huzur, mutluluk ve güven getirecek ahlaktır. Allah Rum Suresinde şöyle bildirir;
"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler." (Rum Suresi, 30)
Ancak bazı insanlar Allah’ın onları yarattığı fıtrat üzerine yaşamayı reddederler. Onların hayatlarında sevginin, şevkatin, merhametin yerini, kin, öfke ve kıskançlık almıştır. Yaratılışlarına uygun hareket etmeyen bu insanlar kendi nefislerine zulmetmiş olurlar. Çünkü Kuran ahlakına uygun olarak hareket etmeyen her insan vicdan azabı içindedir.
"Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar." (Yunus Suresi, 44)
Allah’ın son dini İslam, sevgi ve barış dinidir. İslam ahlakı insana huzur, güvenlik ve özgürlük getirir. Bazı cahil insanlar İslam ahlakını, Kuran hükümlerini yaşamaya başladıklarında bazı özgürlüklerinin kısıtlanacağını düşünürler. Oysa tam tersi olarak İslam’ın getirdiği ahlak modelini bilmeyenler müminlerin özgürlüğüne asla sahip olamazlar.
Çünkü, cahiliye topluma yerleşmiş çok sayıda gereksiz kural ve gelenek vardır. Her toplumun kendisine özgü değer yargıları, ölçüleri, tabuları vardır. Bu kişiler hem çevrelerindeki insanların kuralları, hem de kendi kendilerine oluşturdukları yaptırımlar nedeniyle manevi hürriyetten her zaman yoksun kalırlar. Müminler için ise tek rehber Kuran’dır. Onlar yanlızca Allah’ın kurallarına göre hareket ederler.
İnsanı toplum baskısından daha da büyük bir baskı altına alan bir etken ise kendi nefsi ve nefsinin bencil tutkularıdır. Nefisteki bencil tutkular insanlara sürekli huzursuzluk ve tedirginlik duygusu verir. Devamlı bir güvensizlik ve gelecek korkusu hissettirir. Nefisteki bu negatif güç sebebiyle hiç bitmeyen bir tutku ve hırs içinde boğuşur. Örneğin nefis insana daha çok mala sahip olmasını, daha çok para kazanmasını, insanlara gösteriş yapmak için daha fazla çabalamasını emreder. Bunlar bitince yeni tutkular başlar ve dünyaya yönelik yaşanan hırslar hiç bitmez.
İşte insan bu cahiliye sisteminden kurtulması ancak Allah'a tam iman edip kendisini O'na teslim etmesiyle olur. Allah Haşr Suresi’nde de ancak bu kişilerin kurtuluşa ereceğini söylüyor.
"... kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır". (Haşr Suresi, 9)
İşte insanlar bu tutkuların emrinde olmaktan kurtulduklarında özgürleşirler. Artık yaşamları sonu gelmeyen tutkuları tatmin etmeye çalışmaktan çıkar, amaçları yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu, rızasını ve beğenisini kazanmak olur. Zaten Allah da insanı bu sebeble yaratılmıştır.
Allah'ın, tarih boyunca gönderdiği elçiler, insanları hep nefislerine uymaktan, insanlara kul olmaktan kurtarıp, yalnızca Allah rızasını aramaya çağırmışlardır. İnsanlar, ancak yaratılış amaçlarına uyduklarında felah bulurlar.
İslam dini kolaydır. İnsanların fıtratına en uygun din olmasının bir sebebi de budur. Allah dinini insanların rahatlıkla yaşayabilmesi için kolay kılmıştır. İnsanın sadece kendisini yaratan sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Rabbine teslim olması, O’na ve yarattığı kadere boyun eğip, tevekkül etmesi ve samimi, candan bir kalple Rabbine yönelmesi yeterlidir.
Allah Bakara Suresi’nin 185. Ayetinde de bildirdiği gibi insanlar için hiç bir zaman zorluk dilemez, her zaman kolaylık diler.
DİN KOLAYLIKTIR, DİN SEVGİDİR, DİN HUZURDUR, GÜVENLİKTİR...
Peygamber Efendimiz (sav)’de "Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin." (Ramuz El-Hadis 2. Cilt, s. 510) derken dini zor göstermemenin üzerinde durmuştur.
Sonuç olarak Allah’ın din olarak seçip beğendiği İslam, insanın yaratılışına en uygun dindir. Allah yarattığı kullarına kolaylık dilemiş, onların ihtiyaç ve isteklerine en uygun ahlak ve yaşam şeklini Kuran’da bize detaylı olarak bildirmiştir.
"...Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim.." (Maide Suresi, 3)
2 Ekim 2012 Salı
Didem Rahvancı: Yerde, Gökte ve İkisinin Arasındaki Herşeyi Yaratan ve Kontrolü Altında Tutan ALLAH’tır
01 Ekim 2012, 11:17
Öncelikle atmosferde çok dengeli bir azot, oksijen ve karbondioksit oranına ihtiyacınız var. Çünkü bu orandaki ufak bir dengesizlik canlılığın sonu demektir. Ama Allah bu dengenin bozulmaması için sayısız sebep yaratmıştır. Güneş, fotosentez yapabilen bitkiler, toprak, toprakta bulunan bakteriler bu dengeyi sağlar. Yağmurlar, şimşekler, basınç, yer çekirdeği ve daha bir çok etken ise atmosferdeki gaz oranını olması gerektiği seviyede tutar.
Bu etkenlerden bir tanesinde bile bir oransızlık olsa, örneğin mikroskop olmadan asla göremeyeceğimiz bakterilerden bir tanesi işlevlerini durdursa, hayati önem taşıyan azot çevrimi ve karbondioksit çevrimi bir anda durur. Bu da yaşamın durması demektir.
İşte çevremize baktığımızda gördüğümüz herşey, kendi bedenimizde dahil böylesine hassas dengeler üzerine kurulu olarak yaratılmıştır. Göklerde ve yerde müthiş bir uyum vardır ve bu uyum hiç bozulmadan milyonlarca yıldır varlığını sürdürmektedir.
Bu uyumu, bu düzeni yaratan ve her an kontrolü altında tutan ise Yüce Allah’tır.
Biz hiç farkında değilken, Allah evrendeki bütün sistemlerin kusursuz olarak çalışmasını sağlar. Sadece bir adım atabilmemiz için bile dünyanın dönüş hızından, sinir sistemimize, kalbimizden, beynimize, yer çekiminden iskelet sistemimize kadar son derece hassas düzenlenmiş dengelere ihtiyaç vardır.
İnsanların bir kısmı sorulduğunda Allah’ın varlığına ve birliğine inandıklarını söyleseler bile, Allah’ın her şeyi yaratıp sonra yarattığı bu düzenin kendiliğinden varlığını sürdürdüğüne inanırlar. Oysa bu çok sapkın bir inançtır. Çünkü Allah gökten yere her işi evirip düzenler ve herşeyi kontrolü altında tutar. Allah En’am Suresi’nin 59. Ayetinde izni olmaksınız bir yaprağın dahi düşmeyeceğini bildiriyor.
Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır.
Siz sessizce bu yazıyı okurken, hiç haberiniz olmadan evrenin dört bir yanında sürekli bir faaliyet devam eder.
Örneğin; her bir saniyede dünyaya 16 milyon ton su düşer ve eşit miktarda su yerden buharlaşarak havaya karışır. Her bir saniye dünya üzerinde yaklaşık 100 şimşek çakar. Her şimşek çakışında da trilyonlarca ton azotdioksit molekülü açığa çıkar ve böylece atmosferde var olan %78’lik azot oranını sabitlenir.
Yine saniyeler içinde Güneş 564 milyon ton hidrojeni 560 milyon ton helyuma dönüştürür, arta kalan 4 milyon ton hidrojeni de enerjiye çevirir. Bunun sonucunda korkunç bir ışık ve radyasyon yumağı oluşur. Bu milyonlarca atom bombasının patlamasıyla ortaya çıkabilecek enerjiye eştir.
Aynı şeklide yine biz hiç farkında olmadan bedenimizde de saniyeler içinde çeşitli işlemler gerçekleşir.
8 milyar insanın karaciğeri, akciğeri, kalbi, beyni, pankreası, midesi, sinir, solunum ve savunma sistemleri, hücreleri, DNA’ları Allah'ın kontrolünde hareket eder.
Örneğin vücuttaki üreme ve kan hücreleri hariç bütün hücreler, her saniye yaklaşık 2000 protein üretirler.
Vücutta her saniye ortalama 50 milyon hücre oluşur ve 50 milyon hücre ölür.
Kalp 60 saniyede vücuttaki kanın tamamını devirdaim eder.
Karaciğerin tek bir hücresinde 500 farklı kimyasal işlem gerçekleşir.
Siz bu cümleyi okuyup bitirinceye kadar gözünüzde yaklaşık yüz milyar (100.000.000.000) işlem yapılır.
Bu çok azını saydığım işlemler 8 milyar insanın tümünde her saniye kusursuz ve eksiksiz olarak gerçekleşir.
Dünyada üzerinde yaşayan milyonlarca hayvan ve bu hayvanların hepsinin bütün vücut fonksiyonları da Allah'ın dilemesi ile çalışır. Hepsinin rızkı, barınacak yerleri, avlanmaları, tehlikelere karşı strateji geliştirmeleri Allah’ın kontrolündedir. Halınızın üzerinde dolaşan ama sizin haberiniz bile olmayan akarlardan, elinize konan bir sineğe, mutfağınızdaki ekmek kırıntılarını yuvasına taşımaya çalışan bir karıncadan, gökyüzünde uçan kuşlara, sokakta gördüğünüz bir kediye kadar bu hayvanların hepsi Allah’ın dilemesi ve vayhi ile yaşarlar.
Şu an Dünyamızın çeşitli bölgelerinde rüzgarlar esiyor ve bu rüzgarlar tonlarca ağırlıktaki bulutları yerinden oynatıyor. Bugün belki evinizin pencelerinden içeri Güneş ışığı sızıyor ama dünyanın bir ucunda her yeri buzlar kaplamış, başka bir ucunda ise şiddetli yağmurlar yağıyor. Yağan bu yağmurun her damlası, her bir kar tanesi, esen rüzgarın hızı, sürüklenen bulutun ağırlığı... İşte bunların da tamamı Allah’ın kontrolündedir. Aynı şekilde dünyanın dört bir yanında yeşeren her tohum, açan her çiçek, büyüyen her ağaç da Allah’ın izniye yaşar.
... O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da... (Fussilet Suresi, 47)
Allah’ın Fussilet Suresi’nde de bildirdiği gibi Dünyanın her yerinde doğan her insan Allah’ın bilgisi dahilinde olduğu gibi insanların kaderlerinde ölecekleri anı da yalnızca Allah bilir. Allah Kuran’da bu duruma da dikkat çeker;
... Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır. (Lokman Suresi, 34)
Allah büyüktür, Allah yücedir. Allah sonsuz akıl ve güç sahibidir. Bizim gördüğümüz, görmediğimiz, bildiğimiz, bilmediğimiz canlı, cansız herşey, her olay, bütün sistemler sonsuz ilim sahibi olan Allah tarafından yaratılır, kontrol edilir ve düzenlenir. Allah yarattığı hiçbir şeyi kendi haline bırakmaz, mutlaka kontrolü altında tutar.
İnsanın Allah’ın gücünü kavrayabilmesi için Allah’ın yarattıklarını ve düzene koyduğu sistemleri de çok iyi bilmesi gerekir. Çünkü Allah’ın Fatır Suresi’nde de bildirdiği gibi Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'.
Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece Biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık).
İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise ALLAH'TAN ANCAK ALİM OLANLAR 'İÇLERİ TİTREYEREK-KORKAR'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 27-28)
26 Eylül 2012 Çarşamba
Didem Rahvancı: VİCDANLI BİR MÜSLÜMAN HER ANINDA ALLAH'I HOŞNUT ETMENİN YOLLARINI ARAR
Bazı kişiler ise dini yaşarlarken vicdanlarını kullanmazlar. Onlar dinlerini büyüklerinden gördükleri geleneklere ve alışkanlıklara göre yaşarlar. Sadece belli ibadetleri yerine getirmek onlar için yeterlidir. Böyle kimseler yanlızca yaşadıkları çevreye uygun olmak veya öyle alıştıkları için dindar gibi görülen bir hayatı seçmişlerdir. Halbuki dini Allah’ın kast ettiği şekilde yaşayabilmek için insanın vicdanını tam olarak kullanması gerekir. Aksi halde İslam ahlakını yaşamak imkansız hale gelir.
Vicdanını sürekli tam kullanan bir insan her an Allah için ne yapabileceğini ve her durumda en güzel tavrın ne olacağını düşünür. Ahirette pişman olacağı bir şey yapmaktan şiddetle kaçınır. Bu nedenle de gücünün ve aklının yettiği oranda her an Allah rızasına en uygun olacak biçimde hareket etmeye gayret eder.
Allah Fatır Suresi 32. Ayetinde, insanları dine bağlılıklarını şöyle bildirir:
Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir. (Fatır Suresi, 32)
Bu ayette de Allah’ın bizlere bildirdiği gibi, insanlardan bir kısmı din ahlakından zaten çok uzak bir yaşam sürdürürler. Diğer bir kısmı ise vicdanlarını tam kullanmayanlardır. Bunlar orta yolu seçerler. Nefislerinin zorlandığı bir noktada çoğu zaman vicdanlarını dinlemeyi tercih etmez nefislerine uyarlar.
Allah’ın ayetinde bildirdiği bir grupta vardır ki işte onlarda hayırlarda yarışanlardır. Hayatlarının her anında vicdanlarına uyan bu kişiler Allah’ın rızasına uygun hiçbir konuda daha azına talip olmazlar. Bütün vakitlerini hayır peşinde koşarak geçirirler. Allah’ı, Kuran’ı dini her şeyin üstünde tutar, hiçbir konuda asla nefislerine yenilmemeye özen gösterir hep vicdanlarının sesini dinlerler. Güzel ahlakta, fedakarlıkta, sevgide, şevkatte hep öne atılırlar. İşte Allah böyle kişileri Cennetiyle müjdelemiştir.
Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah, muttakileri bilendir. (Al-i İmran Suresi 114, 115)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










.jpg)

















